Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


Bilim Adamları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilim Adamları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2022

Anders Celsius - Daniel Gabriel Fahrenheit - William Thomson - Rene-Antoine Ferchault de Réaumur

Anders Celsius

Anders Celsius (27 Kasım 1701, Uppsala - 25 Nisan 1744, Uppsala), İsveçli fizikçi, astronom ve matematikçidir.

Babası astronomi profesörüydü. Astronomi, matematik ve deneysel fizik okuyan Celsius, bir süre Uppsala Üniversitesi'nde matematik profesörü olarak öğretim üyeliği yaptıktan sonra 1730'da Astronomi profesörlüğüne getirildi. 1733'te kendisinin ve başkalarının kutup ışıklarına (aurora borealis) ilişkin, yapmış oldukları 316 gözlemin sonuçlarını derleyerek yayımladı.

1736'da dünyanın kutuplardan daha basık olduğunu ileri süren Newton'un savını kanıtlamak amacıyla saha araştırması yapan Maupertius'un ekibiyle İsveç'in kuzeyindeki Tornia'ya gitti. Meridyen ölçümündeki katkılarıyla bu ekibin Newton'ın savını doğrulamasına yardımcı oldu. 1740'ta Uppsala Gözlemevi'ni kurarak, Jüpiter'in uydularının ışık şiddetindeki değişimi ve fotometrik yöntemlerle yıldızları inceledi.

Celsius bugün astronomi alanındaki çalışmalarında çok, 1742'de önerdiği sıcaklık ölçüm sistemi ile tanınır. Termometrelerde yüzlük derecelendirme daha önce kullanılmışsa da, bu skala da bugün kullanılan sistemde iki sabit derecenin bulunması Celsius'un önerisinden kaynaklanmaktadır. Celsius bu amaçla buzun erime ve suyun kaynama derecelerini sabit noktalar olarak alıp aradaki farkı yüz eşit dereceye bölerek bugün kullanılan termometre sistemini oluşturmuştu. Ne var ki suyun kaynama noktasını 0 °C, donma noktasını ise 100 °C olarak kabul etmişti. Bu derecelendirme sekiz yıl sonra Celsius'un öğrencisi Carl von Linné tarafından tersine çevrilerek bugün kullanılan durumuna getirildi. Santigrat (centigrade) adıyla da bilinen Celsius derecelendirme sistemi, Fahrenheit ve Kelvin'inkilerle birlikte bugün yaygın olarak kullanılan üç sıcaklık ölçüm sisteminden biridir. Ay'daki bir kratere de Celcius adı verilmiştir.Anders Celsius

Anders Celsius (27 Kasım 1701, Uppsala - 25 Nisan 1744, Uppsala), İsveçli fizikçi, astronom ve matematikçidir.

Babası astronomi profesörüydü. Astronomi, matematik ve deneysel fizik okuyan Celsius, bir süre Uppsala Üniversitesi'nde matematik profesörü olarak öğretim üyeliği yaptıktan sonra 1730'da Astronomi profesörlüğüne getirildi. 1733'te kendisinin ve başkalarının kutup ışıklarına (aurora borealis) ilişkin, yapmış oldukları 316 gözlemin sonuçlarını derleyerek yayımladı.

1736'da dünyanın kutuplardan daha basık olduğunu ileri süren Newton'un savını kanıtlamak amacıyla saha araştırması yapan Maupertius'un ekibiyle İsveç'in kuzeyindeki Tornia'ya gitti. Meridyen ölçümündeki katkılarıyla bu ekibin Newton'ın savını doğrulamasına yardımcı oldu. 1740'ta Uppsala Gözlemevi'ni kurarak, Jüpiter'in uydularının ışık şiddetindeki değişimi ve fotometrik yöntemlerle yıldızları inceledi.

Celsius bugün astronomi alanındaki çalışmalarında çok, 1742'de önerdiği sıcaklık ölçüm sistemi ile tanınır. Termometrelerde yüzlük derecelendirme daha önce kullanılmışsa da, bu skala da bugün kullanılan sistemde iki sabit derecenin bulunması Celsius'un önerisinden kaynaklanmaktadır. Celsius bu amaçla buzun erime ve suyun kaynama derecelerini sabit noktalar olarak alıp aradaki farkı yüz eşit dereceye bölerek bugün kullanılan termometre sistemini oluşturmuştu. Ne var ki suyun kaynama noktasını 0 °C, donma noktasını ise 100 °C olarak kabul etmişti. Bu derecelendirme sekiz yıl sonra Celsius'un öğrencisi Carl von Linné tarafından tersine çevrilerek bugün kullanılan durumuna getirildi. Santigrat (centigrade) adıyla da bilinen Celsius derecelendirme sistemi, Fahrenheit ve Kelvin'inkilerle birlikte bugün yaygın olarak kullanılan üç sıcaklık ölçüm sisteminden biridir. Ay'daki bir kratere de Celcius adı verilmiştir.

Daniel Gabriel Fahrenheit

Daniel Gabriel Fahrenheit ya da Gabriel Daniel Fahrenheit (24 Mayıs 1686 Danzig - 16 Eylül 1736 Lahey), Alman fizikçi.

Hollanda ve İngiltere gezilerinde deneysel fizik ve meteoroloji alanlarında kullanılan kimi araçların yapımını öğrendi. 1710 da yaptığı termometre başlangıç noktası olarak soğuk bir karışımın sıcaklığını bitiş noktası olarak da ağız boşluğunun sıcaklığını ilke saydı. Daha sonra bu termometreyle ölçtüğü suyun donma sıcaklığını 32, kaynama sıcaklığını da 212 derece olarak saptayarak kısaca °F simgesiyle gösterilen Fahrenheit derecesi ölçeğini ortaya koydu. 1720 termometresini daha da geliştirerek ispirto yerine ilk kez cıvayı kullandı. İngiltere'de, Royal Society üyeliğine seçildi. Maddenin kaynama noktasının hava basıncıyla değiştiğini gösterdi. 1721'de suyun aşırı soğuma özelliğini 1724'te de içine tuz karıştırılan suyun donma ve kaynama sıcaklıklarının değiştiğini ortaya koydu. Günümüzde İngiltere ve ABD'de sıcaklık ölçü birimi olarak kullanılmakta olan Fahrenheit derecesi ile Celsius derecesi arasında

TFahrenheit = 1,8 · TCelsius + 32

şeklinde bir bağıntı vardır.

William Thomson

William Thomson (d. 26 Haziran 1824, Belfast, İrlanda - ö. 17 Aralık 1907, Nethergall, Largs, İskoçya), İskoçyalı fizikçi.

William Thomson, daha on bir yaşındayken babasının matematik profesörü olduğu Glasgow Üniversitesi'nde öğrenime başladı; sonra Cambridge Üniversitesi'ne devam etti. Fourier'den etkilenen Kelvin, 16 ve 17 yaşında iken yayımladığı ilk bilimsel makalelerinde, İngiliz bilim adamlarının genellikle karşı çıktığı Fourier'in görüşlerinin savunusunu üstlendi ve Fourier'in geliştirdiği bilimsel yöntemlerin yalnızca ısı akışına değil, başka enerji biçimlerine de uygulanabileceğini öne süren ilk bilim adamı oldu. 21 yaşında Glasgow Üniversitesi'nde fizik profesörü oldu. Ve aralıksız elli üç yıl bu görevi sürdürdü.

William Thomson, özellikle ısı ve elektrikle ilgili incelemeler yaptı. Basınç altında buzun erime noktasındaki değişimleri belirledi ve 1852'de gazların genleşmesinin soğumaya yol açtığını ortaya koydu. Joule ile görüştükten sonra, Kelvin ölçeği olarak adlandırılan ve günümüzde bütün bilimsel sıcaklık ölçümlerinin temelini oluşturan mutlak termodinamik sıcaklık ölçeği düşüncesini ortaya attı. Elektriksel Görüntüler Metodu'nu bularak, elekrostatiğin matematik teorisine katkıda bulundu. 1854'ten başlayarak denizaltı telgrafı ile ilgilendi. George Gabriel Stokes ile birlikte, elektrik sinyal iletimine ilişkin matematiği geliştirdi.

Denizcilikte pek çok teknik probleme çözümlemeler getiren bir takım çalışmalarda da bulundu. Elektrik standartlarını kurmada öncülük yapan Kelvin, Leiden şişesinden boşalan elektriğin titreşimsel niteliğini belirlemiş olması, Hertz'in elektro-manyetik dalgalarını, dolayısıyla Marconi'nin radyoyu bulmasına yol açmıştır. Ayrıca yerin, ayın ve güneşin kasılması üstünde çalışmalar yaptı. 1876'da diferansiyel denklemlerin mekanik çözümüne imkân veren ilk integral alma düzeneğini ortaya koydu. Aynı zamanda benzetmeli hesap makinelerinin yaratıcısı olarak da kabul edilen Kelvin, 1866'da Lordluk payesi aldı. 1904'te Glasgow Üniversitesi rektörlüğüne getirildi. Yaşamının son üç yılında, ışığın dalga teorisi üzerindeki ders notlarını gözden geçirerek yayımladı. Helmholtz'la birlikte Kelvin, klasik fiziği geliştirerek çağdaş bir bilim dalına dönüştüren iki bilim adamından biri olarak kabul edilir.

René Antoine Ferchault de Réaumur 

Doğum; 28 Şubat 1683, La Rochelle. Ölüm; 17 Ekim 1757, Saint-Julien-du-Terroux

Birçok farklı alana katkıda bulunan bir Fransız entomolog ve yazardı. böceklerin incelenmesi . Réaumur sıcaklık ölçeğini tanıttı.

Réaumur, önde gelen bir La Rochelle ailesinde doğdu ve Paris'te eğitim gördü. Felsefeyi Poitiers'deki Cizvitler kolejinde öğrendi ve 1699'da La Sainte-Chapelle kanonu amcasının sorumluluğunda medeni hukuk ve matematik okumak için Bourges'e gitti. 1703'te Paris'e gitti ve burada matematik ve fizik çalışmalarına devam etti. 1708'de, 24 yaşındayken, Pierre Varignon (ona matematik öğretti) tarafından aday gösterildi ve Académie des Sciences'ın bir üyesi seçildi. Bu andan itibaren, yaklaşık yarım yüzyıl boyunca, Akademinin Anılarının Réaumur'un en az bir makalesini içermediği neredeyse bir yıl geçmedi.

İlk başta, dikkatini matematik çalışmaları, özellikle geometri ile meşgul etti. 1710'da, Fransa'da yeni imalathanelerin kurulması ve ihmal edilen endüstrilerin canlanmasıyla sonuçlanan büyük bir hükümet projesi olan Descriptions of the Arts and Trades'in baş editörü olarak atandı. Demir ve çelikle ilgili keşifleri için kendisine 12.000 pound emekli maaşı verildi. Bol özel geliriyle yetinerek, iyileştirilmiş endüstriyel süreçler üzerinde deneylerin ilerletilmesi için paranın Bilimler Akademisine gitmesini istedi. 1731'de meteorolojiyle ilgilenmeye başladı ve kendi adını taşıyan termometre ölçeğini icat etti: Réaumur. 1735'te, aile nedenleriyle, Saint Louis kraliyet ve askeri Düzeni komutanlığı ve yöneticiliği görevini kabul etti. Görevlerini titizlikle yerine getirdi, ancak ödemeyi reddetti. Doğa tarihini sistematik olarak incelemekten büyük zevk aldı. Arkadaşları ona sık sık " 18. yüzyılın Plinius'u " derdi.

Emekliliği seviyordu ve şatosu La Bermondière, Saint-Julien-du-Terroux , Maine de dahil olmak üzere kır evlerinde yaşıyordu; burada attan ciddi bir şekilde düşerek ölümüne yol açtı. 138 portföyü dolduran el yazmalarını ve doğa tarihi koleksiyonlarını Bilimler Akademisi'ne miras bıraktı.

Réaumur'un bilimsel makaleleri birçok bilim dalıyla ilgilidir. İlki 1708'de geometride genel bir problem üzerineydi. Sonuncusu, 1756'da kuş yuvaları üzerine. Bir ipin kuvvetinin, ayrı iplerinin kuvvetlerinin toplamından daha fazla olduğu gerçeğini deneysel olarak kanıtladı. Fransa'nın aurifer (altın taşıyan) nehirlerini, turkuaz madenlerini, ormanlarını ve fosil yataklarını inceledi ve raporladı. Halen kullanılmakta olan demiri kalaylama yöntemini tasarladı ve demir ve çelik arasındaki farkları araştırdı, doğru bir şekilde karbon miktarının dökme demirde en fazla , çelikte daha az ve dövme demirde en az olduğunu gösterdi.. Bu konudaki kitabı (1722) İngilizce ve Almanca'ya çevrildi.

Suyun donma noktasını 0° alarak, tüpü sıfır işaretine kadar ampul ve tüpün kapsadığı hacmin binde biri olan derecelere derecelendirerek yaptığı bir termometre ile dikkat çekti. Suyun kaynama noktasını 80° yapan, kullanılan alkole bağlı bir kazaydı; suyun donma ve kaynama noktaları arasında 80 eşit parçaya ayrılan cıvalı termometreler Réaumur termometreleri olarak adlandırılır, ancak tasarımından ve amacından farklıdır.

Réaumur doğa tarihi üzerine çok şey yazmıştır. Hayatının başlarında, Echinodermata'nın lokomotor sistemini tanımladı ve kayıp uzuvlarını değiştirmenin sözde yeteneğinin gerçekten doğru olduğunu gösterdi. Etolojinin kurucusu olarak kabul edilir.

1710'da örümceklerin ipek üretmek için kullanılma olasılığı üzerine bir makale yazdı ve o zamanlar o kadar ünlüydü ki Çin İmparatoru Kangxi bunu Çince'ye tercüme ettirdi. Ağaç liflerinden kağıt yapan eşekarısı gözlemleri, bazılarının kağıt yapım tekniklerindeki bu değişikliği ona borçlu olmasına yol açtı. Kağıt yapımında herhangi bir endüstriyel ölçekte odun hamuru kullanılmadan önce bir asırdan fazla zaman geçti.

Böceklerin büyümesi ile sıcaklık arasındaki ilişkiyi inceledi. Ayrıca böcek popülasyonlarının büyüme oranını da hesapladı ve geometrik ilerlemeyle elde edilebilecek teorik popülasyon sayıları gerçek popülasyonların gözlemleriyle eşleşmediğinden doğal kontrollerin olması gerektiğini kaydetti.

Ayrıca botanik ve tarımsal konular üzerinde çalıştı ve kuşları ve yumurtaları korumak için sloganlar attı. Bir yapay kuluçka sistemi geliştirdi ve etçil ve graminivor (çim yiyen) kuşların sindirimi hakkında önemli gözlemler yaptı. En büyük eserlerinden biri, Böceklerin Tarihine Hizmet Eden Hatıralar , 6 cilt, 267 levha ile (Amsterdam, 1734–42). Böcekler dışında bilinen tüm böceklerin görünüşlerini, alışkanlıklarını ve bulundukları yerleri anlatan bu kitap, bir sabırlı ve doğru gözlem harikasıdır. Bu çalışmada belirtilen diğer önemli gerçekler arasında, Réaumur'un Peyssonel'in mercanların bitki değil hayvan olduğu hipotezinin doğruluğunu kanıtlamasını sağlayan deneyler yer almaktadır.

Kasım 1738'de Kraliyet Cemiyeti üyeliğine seçildi, "Adı, Paris'teki Kraliyet Bilimler Akademisi'nin Hatıralarında yayınlanan Birkaç Meraklı tarafından Öğrenilen tezler arasında uzun yıllardır biliniyor. özellikle, 1722 4to Paris'te basılan 'Dövme Demiri Çeliğe Dönüştürme Sanatı' ve 'Yumuşak Dökme Demir Sanatı' başlıklı Fransızca yazılmış çok bilgili ve faydalı bir kitap ve son zamanlarda 'Tarihe İlişkin Meraklı Anılar' tarafından Paris'teki Böcekler Kitabı'nın 4 ila üç ciltte çalışmaları Kraliyet Cemiyeti'nin huzuruna sunuldu". 1748'de İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'ne yabancı üye seçildi.

Paris'teki rue Réaumur ve Réaumur - Sébastopol metro istasyonu ve Place Réaumur, Le Havre dahil olmak üzere çok sayıda yer adıyla anılmaktadır.

11 Ocak 2022

James Clerk Maxwell

James Clerk Maxwell (13 Haziran 1831 – 5 Kasım 1879), İskoç teorik fizikçi ve matematikçi. En önemli başarısı klasik elektromanyetik teorisinde daha önceden birbirleriyle ilişkisiz olarak gözüken elektrik ve manyetizmanın aynı şey olduğunu kendisine ait olan Maxwell Denklemleri'yle (4 denklem) ispatlamıştır. Bu denklemler elektrik, manyetik ve optik alanlarında kullanılır. Maxwell Denklemleri sayesinde bu alandaki klasik denklemler ve yasalar basitleştirilmiş oldu. Maxwell'in elektromanyetik alandaki çalışmaları, birincisi Isaac Newton tarafından gerçekleştirilmiş, "fizikteki ikinci büyük birleşme" olarak isimlendirilir.

Maxwell elektrik ve manyetik alanların uzayda dalga formunda sabit ışık hızında ilerlediğini bulmuştur. 1864 yılında Maxwell A Dynamical Theory of the Electromagnetic Field (Elektromanyetik Alanın Dinamik Teorisi) adlı kitabı yayınlamıştır. Işığın aslında aynı ortamda dalga hareketi yaptığı, bunların da elektriksel ve manyetik bulgular olduğu ilk kez bu kitapta yer almıştır. Elektrik kuvveti ile manyetik kuvveti birleştirdiği elektromanyetizm modeli, fizikteki en önemli gelişmelerden biri olarak kabul edilir.

Maxwell ayrıca gazların kinetik teorisini istatistiksel olarak açıklayan Maxwell-Boltzmann Dağılımı'nın geliştiricilerinden biridir. Bu iki buluş modern fizikte yeni bir çağın başlamasına neden olmuş, özel görelilik ve kuantum mekaniğinin başlamasına katkıda bulunmuştur. Maxwell ayrıca 1861'de ilk gerçek renkli fotoğrafı yaratması ve birçok köprünün yapısını oluşturan çubuk-mafsal sistemlerinin esnemezliği (Rijitlik) konusundaki temel oluşturan çalışmalarıyla bilinir.

Birçok fizikçi tarafından 19. yüzyılda yaşayıp 20. yüzyıl fiziğini en büyük katkıyı sağlayan kişi olarak görülür. Maxwell'in bilime katkıları Isaac Newton ve Albert Einstein'ınkilerle eşdeğer görülür. 1999'un sonlarında 100 ileri gelen fizikçiyle gerçekleştirilen milenyum oylamasında Maxwell, tüm zamanların en iyi fizikçileri arasında Einstein ve Newton'dan sonra 3. sırayı almıştır. 1931 yılında Einstein, Maxwell'in doğumgünü töreninde Maxwell'in çalışmasını "Newton'dan sonra fizikte en verimli ve en önemli çalışmadır" diye tanımlamıştır. Einstein çalışma odasının duvarına Michael Faraday ve Isaac Newton'un yanı sıra Maxwell'in de fotoğrafını asmıştı.

İlk yılları (1831–1839)

James Clerk Maxwell 13 Haziran 1831 tarihinde İskoçya'nın başkenti Edinburgh'da avukat John Clerk Maxwell ve eşi Frances Maxwell'in çocukları olarak dünyaya gelmiştir. Babası Penicuik bölgesinin baronetliğini elinde bulunduran Clerk ailesinden olan varlıklı bir kişi olup, kardeşi 6. baronet unvanı almıştır. Asıl adı John Clerk olan babası,Middlebie, Kirkcudbrightshire kasabasında, soylulardan Maxwell ailesi ile olan bağlantısından kendisine miras kalmasından sonra Maxwell soyadını ekletmiştir.

Maxwell'in anne ve babası o dönemde pek rastlanmayan bir biçimde 30'lu yaşlarına kadar tanışmamış dahası o doğduğunda annesi 40 yaşına yaklaşmıştır. Daha önce Elizabeth adlı bir kızları olmuş ancak ilk döneminde ölmüştür. Yaşayan tek çocuklarına dedesi ve diğer birçok aile büyüğünün anısına James adını koymuşlardır.

Maxwell henüz küçükken ailesi Middlebie kasabasında 6.1 km² üzerine inşa ettirdikleri Glenlair House diye anılan eve taşınmıştır. Eldeki bütün işaretler Maxwell'in daha o yaşta bitmeyen bir merak duygusuna sahip olduğunu göstermiştir. 3 yaşında iken çevresinde hareket eden, ışık saçan, ses çıkaran her şeyi sorguladığı söylenmiştir.

Eğitimi (1839–1847)

Viktorya dönemi'nde sıkça görüldüğü üzere, potansiyeli kolaylıkla fark edilebilen genç James'in eğitiminden sorumlu kişi annesi Frances'ti. Fakat karın kanserine yakalanan annesi, başarısız bir ameliyattan sonra Aralık 1839'da Maxwell daha 8 yaşındayken hayatını kaybetmiştir. Bundan sonra onunla babası John Maxwell ile kardeşinin karısı Jane ilgilenmiş, ikisi de hayatında önemli rol oynamıştır. Okul hayatı babasının tuttuğu 16 yaşındaki özel hocası gözetiminde kötü başlamıştır. Bu kişi hakkında çok bilgi olmasa da John'a acımasızca davrandığı, yavaş ve dik başlı olduğu gerekçesiyle azarladığı söylenmiştir. Babası 1841 Kasım'ında bu hocayı kovmuş, bunu yerine James'i saygın Edinburgh Akademisi'ne göndermiştir. Buradaki dönemde halası Isabella'nın yanında kalmış, kendisi yetenekli bir ressam olan kuzeni Jemima onu çizime olan tutkusu konusunda cesaretlendirmiştir.

Kırsaldaki evlerinde çevresinden izole bir şekilde büyüyüp 10 yaşına gelen Maxwell, okula uyum sağlayamamıştır. İlk yıl sınıfları dolu olduğu için, kendisinden bir üstteki sınıflara katılmak zorunda kalmıştır. Kendine has davranışları ve sahip olduğu Gallowey aksanı sebebiyle köylü olarak görülmüş, okulun ilk gününde giydiği el yapımı ayakkabı ve giysiler sebebiyle arkadaşları ona salak, deli anlamlarına gelen daftie lakabını takmıştır. Maxwell bu duruma rağmen hiç gücenmiş gibi görünmemiş, şikayet etmeden durumu kabullenmiştir. Akademideki yalnızlığı, sonraki dönemlerde tanınmış isimler haline gelen yaşıtları Lewis Campbell ve Peter Guthrie Tait ile tanıştığında sona ermiş, onlarla ömür boyu dost kalmıştır.

Maxwell ilk döneminde geometri'ye büyük ilgi duymuş, herhangi bir ödev, yönlendirme olmadan düzenli çok yüzlü kavramını yeniden keşfetmiştir. Maxwell'in zekası bu duruma rağmen büyük oranda fark edilememiş; okuldaki ikinci yılında kazandığı kutsal metin ödülüne rağmen, akademik çalışmaları 13 yaşında kazandığı matematik madalyası ile İngilizce-şiir birincilik ödüllerine kadar karşılıksız kalmıştır.

İlk bilimsel makalesini 14 yaşında yazan Maxwell, bu çalışmasında bir parça ip ile oluşturabilen matematiksel eğrilerin mekanik anlamlarıyla birlikte elipslerin ve ikiden fazla odaklı eğrilerin özelliklerini ortaya koymuştur. Oval Eğriler (Oval Curves) adlı çalışması o dönem Edinburgh Üniversitesi'nde doğa felsefesi profesörü olan James Forbes tarafından Edinburgh Kraliyet Topluluğu'na (Royal Society of Edinburgh) sunulmuştur. Maxwell'in bu sunumu yapmak için çok genç olduğu düşünülmüştür. Maxwell'in bu çalışmasının, Descartes'in de 17. yüzyılda çok odaklı eğrileri incelediği düşünüldüğünde, tamamen özgün olduğu söylenemese de; çalışma bu yapıları basitleştirmiştir.


Edinburgh Üniversitesi (1847–1850)

Maxwell 1847’de akademiyi bırakıp Edinburgh Üniversitesi'nde derslere katılmaya başladı. Cambridge Üniversitesi’ne katılma şansı elde etse de, bunun yerine Edinburgh’daki lisans derslerini bitirmeye karar verdi. Maxwell’in üniversitede bulunduğu dönemde Edinburgh Üniversitesi'nin akademik kadrosu birçok saygı değer kişiyi içermekteydi. İlk senesinde Sir William Hamilton’dan mantık ve metafizik, Philip Kelland’dan matematik ve James Forbes’dan doğa felsefesi dersleri aldı. Fakat üniversitedeki dersleri pek çekici bulmayan Maxwell boş zamanlarında, özellikle Glenlair'deki evinde, kendini özel çalışmalarına verdi. Asıl ilgi alanı polarize ışığın özellikleriydi. Şekillendirilmiş jelatin bloklarları farklı baskılara maruz bırakıp, kendisine ünlü bilim insanı William Nicol tarafından verilen polarizasyon prizmalarını kullanarak jelatinde oluşan renkli fringeleri(ışığın kırılmasıyla oluşan koyu çizgiler) gösterdi. Bu denemesi sırasında (daha sonraları madde üzerindeki baskıyı hesaplamak için kullanılacak olan) fotoelastisiteyi buldu. 18 yaşında iki farklı makale yayımlayan Maxwell “kürsüde durmak” için çok genç olarak nitelendirilmiş ve makalelerin sunumu hocası Kelland tarafından gerçekleştirilmiştir.

Cambridge Üniversitesi, 1850–1856

1850 Ekim'inde, zaten başarılı bir matematikçi olan Maxwell, Cambridge Üniversitesi için İskoçya'dan ayrıldı. Başlangıçta Peterhouse'a katıldı, ancak ilk döneminin bitiminden önce, bir burs almanın daha kolay olacağına inandığı Trinity'ye transfer oldu. Trinity'de Cambridge Havarileri olarak bilinen elit gizli topluluğa seçildi. Maxwell'in Hristiyan inancına ve bilime ilişkin entelektüel anlayışı Cambridge yıllarında hızla gelişti. Entelektüel seçkinlerin münhasır tartışma topluluğu olan "Havariler" e katıldı ve denemeleri aracılığıyla bu anlayışı geliştirmeye çalıştı.

Kasım 1851'de Maxwell, ona "kıdemli savcı ustası" lakabını kazandıran William Hopkins'in yanında çalıştı.

1854'te Maxwell, Trinity'den matematik alanında bir derece ile mezun oldu. Final sınavında ikinci en yüksek puanı alarak Edward Routh'u geride bıraktı ve kendisine İkinci Wrangler unvanını kazandı. Maxwell, derecesini kazandıktan hemen sonra Cambridge Philosophical Society'ye "On the Transformation of Surfaces by Bending" adlı makalesini okudu. Bu, bir matematikçi olarak büyüyen itibarını gösteren, yazdığı tamamen matematiksel birkaç makaleden biridir. Maxwell, mezun olduktan sonra Trinity'de kalmaya karar verdi ve birkaç yıl almasını bekleyebileceği bir süreç olan bir burs için başvurdu.

Rengin doğası ve algısı, Forbes öğrencisi iken Edinburgh Üniversitesi'nde başlamış olduğu bu türden bir ilgiydi. Forbes tarafından icat edilen renkli topaçlarla Maxwell, beyaz ışığın kırmızı, yeşil ve mavi ışık karışımından kaynaklanacağını gösterebildi. "Renk Deneyleri" adlı makalesi renk kombinasyonunun ilkelerini ortaya koydu ve Mart 1855'te Edinburgh Kraliyet Cemiyeti'ne sunuldu.

Maxwell Kasım 1856'da Cambridge'i terk ederek Aberdeen'de profesörlük yaptı.

Bilimsel kuramları

Renk görüşü

Zamanın çoğu fizikçisinin yanı sıra, Maxwell psikolojiye güçlü bir ilgi duyuyordu. Isaac Newton ve Thomas Young'ın adımlarını takip ederek, özellikle renkli görme çalışmasıyla ilgilendi. Maxwell, 1855'ten 1872'ye kadar aralıklarla renk algısı, renk körlüğü ve renk teorisi ile ilgili bir dizi araştırma yayınladı ve "Renk Görme Teorisi Üzerine" Rumford Madalyası ile ödüllendirildi.

Isaac Newton, prizmalar kullanarak, güneş ışığı gibi beyaz ışığın, daha sonra beyaz ışığa dönüştürülebilecek bir dizi monokromatik bileşenden oluştuğunu göstermişti. Newton ayrıca, iki tek renkli sarı ve kırmızı ışıktan oluşmasına rağmen, sarı ve kırmızıdan yapılmış turuncu bir boyanın tam olarak tek renkli turuncu bir ışığa benzeyebileceğini gösterdi. Zamanın fizikçilerinin kafasını karıştıran paradoks bu yüzden: iki karmaşık ışık (birden fazla monokromatik ışıktan oluşan) birbirine benzeyebilir ancak fiziksel olarak farklı olabilir, metamer adı verilir. Thomas Young daha sonra bu paradoksun, üç yönlü olmasını önerdiği, gözlerde sınırlı sayıda kanal aracılığıyla algılanan renklerle açıklanabileceğini öne sürdü, trikromatik renk teorisi. Maxwell, Young'ın teorisini kanıtlamak için yakın zamanda geliştirilen doğrusal cebiri kullandı. Üç reseptörü uyaran herhangi bir monokromatik ışık, üç farklı monokromatik ışıktan oluşan bir setle (aslında, üç farklı ışıktan oluşan herhangi bir setle) eşit olarak uyarılabilmelidir. Renk eşleştirme deneyleri ve Renk Ölçümü icat ederek durumun böyle olduğunu gösterdi.

Maxwell, renk algısı teorisini, yani renkli fotoğrafçılığa uygulamakla da ilgileniyordu. Bu doğrudan renk algısı üzerine yaptığı psikolojik çalışmasından kaynaklanıyordu "Herhangi bir üç ışığın toplamı, algılanabilir herhangi bir rengi yeniden üretebiliyorsa, üç renkli filtre seti ile renkli fotoğraflar üretilebilir." Maxwell, 1855 tarihli makalesi sırasında, bir sahnenin üç siyah-beyaz fotoğrafının kırmızı, yeşil ve mavi filtrelerden çekilmesi ve görüntülerin şeffaf baskılarının, üç projektörle donatılmış üç projektör kullanılarak bir ekrana yansıtılmasını önerdi. benzer filtreler, ekrana bindirildiğinde, sonuç insan gözü tarafından sahnedeki tüm renklerin eksiksiz bir yeniden üretimi olarak algılanacaktır.

Renk teorisi üzerine bir 1861 Kraliyet Enstitüsü dersi sırasında Maxwell, bu üç renkli analiz ve sentez prensibiyle dünyanın ilk renkli fotoğraf gösterimini sundu. Tek lensli refleks kameranın mucidi Thomas Sutton fotoğrafı çekti. Kırmızı, yeşil ve mavi filtrelerden bir ekose kurdeleyi üç kez fotoğrafladı ve ayrıca Maxwell'in hesabına göre gösteride kullanılmayan sarı bir filtreden dördüncü bir fotoğraf yaptı. Sutton'ın fotoğraf plakaları kırmızıya ve yeşile çok az duyarlı olduğu için, bu öncü deneyin sonuçları mükemmel olmaktan uzaktı. Konferansta yayınlanan açıklamada, "kırmızı ve yeşil görüntüler mavi kadar tamamen fotoğraflanmış olsaydı", şeridin gerçekten renkli bir görüntüsü olacağı belirtildi. daha az kırılabilir ışınlar olursa, nesnelerin renklerinin temsili büyük ölçüde iyileştirilebilir. "1961'de araştırmacılar, kırmızı filtreli maruz kalmanın görünüşte imkansız olan kısmi başarısının morötesi ışığa bağlı olduğu sonucuna vardılar. Bazı kırmızı boyalar tarafından güçlü bir şekilde yansıtılır, kullanılan kırmızı filtre tarafından tamamen engellenmez ve Sutton'ın uyguladığı ıslak kolodiyon işleminin hassasiyet aralığı dahilindedir.

Kinetik Teori

Maxwell ayrıca gazların kinetik teorisini araştırdı. Daniel Bernoulli ile başlayan bu teori, John Herapath, John James Waterston, James Joule ve özellikle Rudolf Clausius'un ardıl emekçileri tarafından genel doğruluğunu şüpheye dayandıracak şekilde ilerletildi; ancak bu alanda bir deneyci (gazlı sürtünme yasaları hakkında) ve bir matematikçi olarak ortaya çıkan Maxwell'den muazzam bir gelişme aldı.

1859 ve 1866 arasında, daha sonra Ludwig Boltzmann tarafından genelleştirilen bir gaz parçacıklarındaki hızların dağılımı teorisini geliştirdi. Maxwell-Boltzmann dağılımı adı verilen formül, verilen herhangi bir sıcaklıkta belirli bir hızda hareket eden gaz moleküllerinin fraksiyonunu verir. Kinetik teoride, sıcaklıklar ve ısı sadece moleküler hareketi içerir. Bu yaklaşım önceden belirlenmiş termodinamik yasalarını genelleştirdi ve mevcut gözlemleri ve deneyleri daha önce elde edilenden daha iyi bir şekilde açıkladı. Termodinamik üzerine yaptığı çalışma, onu Maxwell'in şeytanı olarak bilinen düşünce deneyini tasarladı; burada termodinamiğin ikinci yasası, parçacıkları enerjiye göre ayırabilen hayali bir varlık tarafından ihlal edildi.

23 Aralık 2021

Demokritos

Demokritos , bugün öncelikle geliştirdiği atomik evren teorisi formülasyonu ile hatırlanan bir Antik Yunan Sokratik filozofuydu.

Demokritos, Trakya'nın Abdera kentinde MÖ 460 civarında doğdu, ancak tam olarak hangi yıl olduğu hakkında anlaşmazlıklar vardır. Metinlerde sıklıkla birlikte bahsedildiği için, tam katkılarını akıl hocası Leucippus'un katkılarından ayırmak zordur. Leucippus'tan alınan atomlar hakkındaki kuramsal düşünceleri, bazılarının Demokritos'u diğer Yunan filozoflarından daha çok bir bilim insanı olarak görmesine neden olan 19. yüzyıl atomik yapı anlayışına geçici ve kısmi bir benzerlik taşır; ancak fikirleri çok farklı temellere dayanıyordu. Antik Atina'da büyük ölçüde görmezden gelinen Demokritos'un Platon tarafından o kadar beğenilmediği söylenir ki, Platon tüm kitaplarının yanmasını diledi. Yine de, kuzey doğumlu filozof Aristo tarafından iyi biliniyordu ve Protagoras'ın öğretmeniydi.

Çoğu kişi Demokritos'u "modern bilimin babası" olarak görür. Yazılarının hiçbiri günümüze ulaşmamıştır; onun engin eserlerinden sadece parçalar bilinmektedir.

Hocası Leukippos'un ortaya koyduğu teoriyi büyük ölçüde geliştirerek ünlenmiştir. Parmenides'in temsil ettiği tekçilik (monism) ile Empedokles'in çokçuluğu (pluralism) karşısındaki aracılık girişimleri sonucu, "Atom veya bölünmeyen öz" teorisi ile ünlenmiştir. (Bazı kaynaklar Empedokles ve Anaksagoras'ı da "atomcular" sınıflandırmasının içine sokmaktadır.)

Varoluş ile ilgili çok kesin bir görüş ortaya koymuştur. Evren'deki oluşuma, kesin bir zorunluluk egemendir. Bütün olup bitenleri bir rastlantı ile izâha çalışmak saçmalıktır. "Yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen varlık, özdeksel atomdur. Öz, maddeyi temsil eder ve onunla her nesne yapılabilir." şeklinde özetlenebilecek bir görüşle, materyalist doğa biliminin ilk temellerini atmıştır.


Atomcular, sadece bir hacim, bir şekil ve belki de bir ağırlık içeren bölünmez en küçük birim olarak târif ettikleri atomun ve atomların hareket ettiği boşluğun (eter - ether - esir) ezelî, ebedî mevcudiyetini ortaya atmışlardır. Bütün bu materyalist görüşlere rağmen, "tek gerçek, atomlar ve atomların hareketidir" prensibini, ruhun açıklanması aşamasında da tutarlı bir şekilde kullanmışlardır.

Bilinçli bir materyalist yaklaşımla, algılama ve düşünmeyi, vücuttaki en ince, en hafif ve en düzgün ateş atomlarının hareketi olarak izâh eden Demokritos, kendisinden önceki düşünürlerin üzerinde durmadığı oranda, ahlâk (etik) ile de ilgilenmiştir.

Hayatı

Demokritos'un Trakya'daki Abdera şehrinde bir İyon kolonisi olan Teos'da doğduğu söyleniyordu, ancak bazıları ona Miletli diyordu. Atinalı Apollodorus'a göre 80. Olimpiyatta (MÖ 460-457) doğdu ve Thrasyllus doğumunu MÖ 470 yılına konumlandırmış olsa da, daha sonraki bir tarihte doğmuş olması daha muhtemeldir. John Burnet, Diogenes Laërtius ix.41'e göre Demokritos'un Anaksagoras'ın yaşlılığı sırasında (y. 440-428) "genç bir adam (neos)" olduğunu söylediği için 460 tarihinin "çok erken" olduğunu iddia etmiştir. Demokritos'un babasının soylu bir aileden olduğu ve o kadar zengin olduğu söylendi ki, Abdera'daki yürüyüşüne Xerxes de katıldı. Demokritos, babasının kendisine bıraktığı mirası, bilgiye olan susuzluğunu gidermek için uzak ülkelere seyahatlerde harcadı. Asya'ya gitti ve hatta Hindistan ve Etiyopya'ya kadar ulaştığı söylendi.

Babylon ve Meroe üzerine yazdığı biliniyor; Mısır'ı ziyaret etti ve Diodorus Siculus orada beş yıl yaşadığını belirtir. Kendisi, çağdaşları arasında hiçbirinin daha büyük yolculuklar yapmadığını, daha fazla ülke görmediğini ve kendisinden daha fazla bilginle tanışmadığını iddia eder. Özellikle bilgisini övdüğü Mısırlı matematikçilerden bahseder. Theophrastus da ondan pek çok ülke görmüş bir adam olarak bahsetmiştir. Diogenes Laërtius'a göre seyahatleri sırasında Keldani magileriyle tanıştı. Xerxes'e eşlik eden magilerden biri olan "Ostanes'in" de ona öğrettiği söylenir.

Memleketine döndükten sonra doğa felsefesi ile meşgul oldu. Kültürleri hakkında daha iyi bilgi edinmek için Yunanistan'ı gezdi. Yazılarında birçok Yunan filozofundan bahseder ve serveti bu filozofların yazılarını satın almasını sağladı. Atomizmin kurucusu Leucippus, onun üzerindeki en büyük etkiye sahip kişiydi. Ayrıca Anaxagoras'ı da över. Diogenes Laertius, Hipokrat'la arkadaş olduğunu söyler  ve Demetrius'un şu sözlerinden alıntı yapar: "Görünüşe göre Atina'ya gitti ve tanınmak için endişeli değildi, çünkü şöhretten nefret ediyordu ve Sokrates'i bildiği halde, 'Atina'ya geldim ve kimse beni tanımıyordu' sözünden anlaşıldığı kadarıyla, o Sokrates tarafından bilinen biri değildi." Aristo, onu Sokratik öncesi doğa filozofları arasında gösterir.

Demokritos hakkında, özellikle Diogenes Laërtius'daki birçok anekdot, onun tarafsızlığını, alçakgönüllülüğünü ve sadeliğini kanıtlar ve yalnızca çalışmaları için yaşadığını gösterir. Bir hikâye peşinde koşarken daha az rahatsız olmak için kasıtlı olarak kendisini kör ediyor; yaşlılıkta görme yetisini kaybettiği pekala doğru olabilir. Neşeliydi ve hayatın komik yanlarını görmeye her zaman hazırdı, daha sonraki yazarlar, insanların aptallığına her zaman güldüğü çıkarımını yaptılar.

Vatandaşları tarafından çok saygı görüyordu, çünkü Diogenes Laërtius'un dediği gibi, "olayların gerçek olduğu kanıtlanan bazı şeyleri onlara önceden bildirmişti", bu onun doğal fenomenler hakkındaki bilgisine atıfta bulunabilir. Diodorus Siculus'a göre Demokritos 90 yaşında öldü ve bu da MÖ 370 civarına denk gelmektedir, ancak diğer yazarlar onun 104 ve hatta 109 yaşına kadar yaşadığını söyler.

Halk arasında Gülen Filozof (Laughing Philosopher) olarak bilinen (insan aptallıklarına gülmek için), alay etme, aralıksız kahkaha anlamına gelen Abderitan laughter ve alay anlamına gelen Abderite terimleri Demokritos'tan türetilmiştir. Vatandaşları için "Mocker" olarak da biliniyordu.

Felsefe ve bilim

Çoğu kaynak, Demokritos'un Leucippus geleneğini takip ettiğini ve Milet ile ilişkili bilimsel rasyonalist felsefeyi sürdürdüklerini söyler. Her ikisi de tamamen materyalistti ve her şeyin doğa kanunlarının sonucu olduğuna inanıyorlardı. Aristoteles veya Platon'un aksine, atomistler dünyayı amaç, ana hareket ettiren veya nihai neden olarak akıl yürütme olmaksızın açıklamaya çalıştılar. Atomistler için fizikle ilgili sorular mekanik bir açıklama ile cevaplanmalıdır ("Bu olaya daha önce hangi koşullar neden oldu?"), Rakipleri ise malzeme ve mekaniğin yanı sıra biçimsel ve teleolojik açıklamaları da ("Bu olay ne amaca hizmet etti?"). Eusebios, Messeneli Aristocles'den alıntı yaparak Demokritos'u Xenophanes ile başlayan ve Pyrrhonizm ile sonuçlanan bir felsefe çizgisine yerleştirir.

Demokritos'tan alıntı: "Eğer huzur arıyorsanız daha azını yapın. (If you seek tranquility, do less.)" Marcus Aurelius tarafından Meditations, Gregory Hayes'e göre, IV: 24 (ref. G. Hayes'in Notları) 

Estetik

Daha sonraki Yunan tarihçileri, Aristoteles gibi yazarlardan çok önce şiir ve güzel sanatlar üzerine teorik olarak yazdığı için, Demokritos'un estetiği bir araştırma ve inceleme konusu olarak kurmuş olduğunu düşünürler. Özellikle Thrasyllus, filozofun külliyatında bir disiplin olarak estetiğe ait olan altı eseri tanımlamıştır, ancak ilgili eserlerin sadece parçaları mevcuttur; bu nedenle Demokritos'un bu konularla ilgili tüm yazılarının, düşüncelerinin ve fikirlerinin sadece küçük bir yüzdesi bilinebilir.

Atomla ilgili hipotezi (Atomizm)

Democritus'un teorisi, her şeyin fiziksel olarak, ancak geometrik olarak bölünemez olan "atomlardan" oluştuğunu; atomlar arasında boşluk olduğunu; atomların yok edilemez olduğu ve her zaman hareket halinde olduğunu ve olacağını; sonsuz sayıda ve şekil/boyut olarak farklılık gösteren atom türleri olduğunu savundu. Demokritos atom kütlesinden, "Bölünemezler ne kadar fazlaysa, o kadar ağırdır" dedi. Bununla birlikte, atom ağırlığı konusundaki kesin konumu tartışmalıdır.

Isaac Newton, Posidonius ve Strabo'nun otoritesi hakkındaki fikrin mucidi olarak (İncil'deki Musa olduğuna inandığı) belirsiz Phoenicialı Mochus'a itibar etmeyi tercih etse de, Leucippus atomizm teorisini ilk geliştiren kişi yani fikrin mucidi olarak kabul edilmektedir. Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Ancak bu teolojik gerekçeli görüş, çok fazla tarihsel kanıt iddia etmiyor gibi görünmektedir" diyor.

Leucippus ve Epicurus ile birlikte Democritus, atomların şekilleri ve bağlanabilirliği üzerine ilk görüşleri önerdi. Malzemenin katılığının ilgili atomların şekline karşılık geldiğini düşündüler. Böylece demir atomları, onları bir katıya kilitleyen kancalarla sağlam ve güçlüdür; su atomları pürüzsüz ve kaygandır; tuz atomları tatlarından dolayı keskin ve sivridir; ve hava atomları hafif ve fırıl fırıldır, diğer tüm materyalleri istila eder. İnsanların duyu deneyimlerinden analojiler kullanarak, onları şekillerine, boyutlarına ve parçalarının dizilişine göre birbirinden ayıran bir atomun resmini veya görüntüsünü verdi. Dahası, bağlantılar, tek atomlara eklerin verildiği maddi bağlarla açıklandı: bazıları kanca ve gözlerle, diğerleri bilye ve yuvalarla. Democritean atomu, diğer atomlarla mekanik olarak etkileşime giren atıl bir katıdır (sadece diğer gövdeleri hacminden hariç tutar). Buna karşılık, modern, kuantum mekanik atomlar elektrik ve manyetik kuvvet alanları aracılığıyla etkileşime girer ve hareketsiz olmaktan uzaktır.

Atomistlerin teorisi, modern bilimin teorisi ile diğer antik çağ teorilerinden daha uyumlu görünüyor. Bununla birlikte, hipotezin nereden geldiğini anlamaya çalışırken modern bilim kavramlarıyla benzerlik kafa karıştırıcı olabilir. Klasik atomcuların modern atom ve molekül kavramları için deneysel bir temeli olamazdı.

Bununla birlikte, Lucretius, De rerum natura adlı eserinde atomizmi tanımlarken, orijinal atomcu teorisi için çok açık ve zorlayıcı deneysel argümanlar verir. Herhangi bir malzemenin geri dönüşü olmayan çürümeye maruz kaldığını gözlemler. Zamanla, sert kayalar bile su damlalarıyla yavaşça aşınır. Maddeler karışma eğilimindedir: Suyu toprağa karıştırırsanız, çamur nadiren kendi kendine parçalanır. Ahşap çürür. Ancak, doğada ve teknolojide su, hava ve metaller gibi "saf" malzemeleri yeniden yaratmak için mekanizmalar vardır. Meşe tohumu, odunu çoktan çürümüş olan tarihi meşe ağaçlarına benzer ağaçtan yapılmış bir meşe ağacına dönüşecek. Sonuç, malzemelerin birçok özelliğinin, kendi içinde asla bozulmayacak, aynı içsel, bölünmez özellikleri sonsuza kadar saklayan bir şeyden türetilmesi gerektiğidir. Temel soru şudur: Neden dünyadaki her şey henüz çürümedi ve aynı malzemelerden, bitkilerden ve hayvanlardan bazıları tam olarak nasıl tekrar tekrar yaratılabilir? Bölünemez özelliklerin insan duyuları tarafından kolayca görülemeyen bir şekilde nasıl aktarılabileceğini açıklamanın açık bir çözümü, "atomların" varlığını varsaymaktır. Bu klasik "atomlar", modern bilimin atomlarından çok, insanların modern "molekül" kavramına daha yakındır. Klasik atomizmin diğer merkezi noktası, bu "atomlar" arasında hatırı sayılır bir açık alan yani boşluk olması gerektiğidir. Lucretius, boşluğun, gazların ve sıvıların nasıl akıp şekil değiştirebileceğini açıklamak için kesinlikle gerekli olduğunu, metallerin temel malzeme özellikleri değişmeden kalıplanabileceğini savunan makul argümanlar verir.

Boşluk hipotezi

Atomcu boşluk hipotezi, hiçbir hareketin olamayacağı fikri lehine yanıtlanması zor argümanlar öne süren metafizik mantığın kurucuları Parmenides ve Zeno'nun paradokslarına bir yanıttı. Herhangi bir hareketin bir boşluk -ki bu hiçbir şey değildir- gerektireceğini ama hiçbir şeyin var olamayacağını savundular. Konuya Parmenidean yaklaşım "Bir boşluk olduğunu söylüyorsunuz; bu nedenle boşluk hiçbir şey değildir; bu nedenle boşluk yoktur. (You say there is a void; therefore the void is not nothing; therefore there is not the void.)" idi. Konuya Parmenides'in yaklaşımı ise, hiçbir şeyin olmadığı yerde hava olduğu gözlemiyle doğrulanmış görünüyordu ve aslında maddenin olmadığı yerde bile bir şey var, örneğin ışık dalgaları.

Atomistler, hareketin bir boşluk gerektirdiğini kabul ettiler, ancak hareketin gözlenebilir bir gerçek olduğu gerekçesiyle Parmenides'in argümanını görmezden geldiler. Bu nedenle, bir boşluk olması gerektiğini ileri sürdüler. Bu fikir, gerçekliği yokluğa atfetmenin mantıksal gereksinimlerini karşılayan Newton'un mutlak uzay teorisi olarak rafine bir versiyonda hayatta kaldı. Einstein'ın görelilik teorisi, uzayın kendi başına göreceli olduğu ve genel olarak kavisli bir uzay-zaman manifoldunun bir parçası olarak zamandan ayrılamayacağı anlayışıyla Parmenides ve Zeno'ya yeni bir yanıt verdi. Sonuç olarak, Newton'un konuya getirdiği iyileştirmenin artık gereksiz olduğu düşünülüyor.

Epistemoloji

Demokritos'a göre hakikat bilgisi zordur, çünkü duyular yoluyla algılama özneldir. Aynı duyulardan her birey için farklı izlenimler ortaya çıkardığı için, o zaman duyusal izlenimler yoluyla gerçeği yargılayamayız. Duyuların verilerini yorumlayabilir ve gerçeği ancak akıl yoluyla kavrayabiliriz, çünkü gerçek sonsuz bir derinliktir:

“Ve yine, diğer hayvanların çoğu bizimkine aykırı izlenimler alıyor; ve hatta her bireyin duyularına göre, işler her zaman aynı görünmez. Öyleyse bu izlenimlerden hangisinin doğru ve hangilerinin yanlış olduğu açık değildir; çünkü bir küme diğerinden daha doğru değildir, ancak ikisi de aynıdır. İşte bu yüzden Demokritos, her halükarda, ya gerçek olmadığını ya da en azından bizim için açık olmadığını söyler.„

Ve:

“Dahası, Xenophanes, Zeno of Elea ve Demokritos'un şüpheci (skeptik) olduğunu buluyorlar:... Demokritos nitelikleri reddettiği için, "Kanı sıcak ya da soğuk olduğunu söyler, ama gerçek atomlar ve boşluktur" ve tekrar, "Bir hakikat hakkında hiçbir şey bilmiyoruz, çünkü gerçek bir kuyudadır."

Bilmenin iki çeşidi vardır, biri "meşru" (γνησίη, gnēsiē, "hakiki", "genuine") ve diğerini "gayrimeşru" (σκοτίη, skotiē, "gizli", "secret") olarak adlandırır. "Gayrimeşru" bilgi duyular yoluyla algılama ile ilgilidir; bu nedenle yetersiz ve özneldir. Bunun nedeni, duyusal algının, atomların nesnelerden duyulara geçişlerinden kaynaklanmasıdır. Bu farklı atom şekilleri bize geldiğinde, şekillerine göre duyularımızı harekete geçirir ve duyusal izlenimlerimiz bu uyarılardan doğar.

İkinci tür bilgi, "meşru" bilgi, akıl yoluyla elde edilebilir, diğer bir deyişle, "gayrimeşru"dan gelen tüm duyu verileri akıl yürütme yoluyla detaylandırılmalıdır. Bu şekilde kişi, "gayrimeşru" bilgisinin yanlış algısından uzaklaşabilir ve tümevarımlı akıl yürütme yoluyla gerçeği kavrayabilir. Duyu izlenimleri dikkate alındıktan sonra, görünüşlerin nedenleri incelenebilir, görünüşleri yöneten yasalar hakkında sonuçlar çıkarılabilir ve ilişkili oldukları nedenselliği (αἰτιολογία, etiyoloji) keşfedilebilir. Bu, parçalardan bütüne ya da görünürden görünmeyene (tümevarımlı akıl yürütme) düşüncenin prosedürüdür. Bu, Demokritos'un neden erken dönem bir bilimsel düşünür olarak kabul edildiğinin bir örneğidir. Süreç, modern dünyada bilimin sonuçlarını topladığı şeyi anımsatmaktadır:

“Ancak Canonsda Demokritos, biri duyular yoluyla, diğeri de akıl yoluyla olmak üzere iki tür biliş olduğunu söylüyor. Bunlardan birine, hakikatin yargılanması için güvenilirliğini tasdik eden zeka aracılığıyla 'meşru' diyor ve duyular aracılığıyla, doğru olanın ayrımcılığındaki yersizliğini inkâr ederek 'gayrimeşru' adını veriyor. Gerçek sözlerinden alıntı yapacak olursak: Bilginin iki biçimi vardır, biri meşru, diğeri gayrimeşru. Gayrimeşru, tüm bu gruba aittir: görme, duyma, koku alma, tatma, dokunma. Diğeri meşru ve ondan ayrıdır. Sonra, gayrimeşru yerine meşru olanı tercih ederek devam eder: Gayrimeşru artık daha küçük bir şey göremediğinde, duyamadığında, koklayamadığında, tat alamadığında veya dokunarak algılayamadığında, ancak daha ince meselelerin incelenmesi gerekir, o zaman meşru hale gelir, çünkü daha ince bir algılama organına sahiptir.„

Ve:

“Confirmationsda ... diyor ki: Ama biz gerçekte hiçbir şeyi kesin olarak kavrayamıyoruz, sadece bedenin ve ona giren ve ona baskı yapan şeylerin (atomların) durumuna göre değişen şeyleri.„

İlaveten:

“Demokritos, 'Pers kralı olmaktansa bir nedensellik keşfetmeyi tercih ediyor' derdi.„

Etik ve politika

Demokritos'un ahlakı ve siyaseti bize daha çok özdeyiş biçiminde gelir. Bu nedenle, Stanford Encyclopedia of Philosophy, şunu söyleyecek kadar ileri gitti: "hangi parçaların gerçekten Demokritos'un olduğuna karar vermenin zor" olduğuna dikkat ederek "çok sayıda etik sözlere rağmen, Demokritos'un etik görüşlerinin tutarlı bir açıklamasını oluşturmak zordur." 

"Eşitlik her yerde asildir" diyor ama kadınları veya köleleri bu duyguya dahil edecek kadar kapsayıcı değildir. Bir demokraside yoksulluk, zorbalar döneminde refahtan daha iyidir, aynı nedenle, köleliğe karşı özgürlüğü tercih etmek de aynı nedenden ötürüdür. Batı Felsefesi Tarihi'nde Bertrand Russell, Demokritos'un "Yunanlıların demokrasi dediği şeye" aşık olduğunu yazar. Demokritos, "bilge adam tüm ülkelere aittir, çünkü büyük bir ruhun yurdu bütün dünyadır" demişti. Demokritos, iktidardakilerin "fakirlere ödünç vermeyi, onlara yardım etmeyi ve onlara lütfetmeyi kendilerine bırakın, o zaman acıma ve izolasyon değil, vatandaşlar arasında yoldaşlık, karşılıklı koruma ve armoni ile kataloglanacak diğer birçok başka güzel şeyler olur." Akılla kullanıldığında para cömertliğe ve hayırseverliğe yol açarken, aptallık için kullanılan para tüm toplum için ortak bir masrafa yol açar -kişinin çocukları için aşırı para istiflemesi açgözlülüktür. Para kazanmak yararsız olmasa da, bunu yanlış bir davranış sonucunda yapmanın "her şeyin en kötüsü" olduğunu söyler. Zenginlik konusunda kararsızdır ve ona kendi kendine yeterlilikten çok daha az değer verir. Şiddetten hoşlanmıyordu ama pasifist değildi: şehirleri savaşa hazırlanmaya çağırdı ve bir toplumun bir suçluyu veya düşmanı infaz etme hakkına sahip olduğuna inanıyordu, ancak bu bazı yasaları, antlaşmaları veya yemini ihlal etmiyordu.

İyiliğin, doğuştan gelen insan doğasından çok, pratik ve disiplinden geldiğine inanıyordu. Kişinin kötülerden uzaklaşması gerektiğine inandı ve böyle bir ilişkinin kötülüğe yatkınlığı artırdığını belirtti. Öfke, kontrol edilmesi zor olsa da, kişinin rasyonel olması için öfkeye hakim olunması gerekir. Komşularının felaketlerinden zevk alanlar, servetlerinin içinde yaşadıkları topluma bağlı olduğunu anlayamazlar ve her türlü sevinci kendileri ellerinden alırlar. Demokritos, mutluluğun (ötiminin) ruhun bir özelliği olduğuna inanıyordu. Olabildiğince az kederle mutlu bir yaşamı savundu, bunun ne tembellik ne de dünyevi zevklerle uğraşmakla başarılamayacağını söyledi. Memnuniyet, ılımlılık ve ölçülü bir yaşamla kazanılacağını söyledi; memnun olmak için kişinin -kıskançlık veya hayranlık için çok az düşünerek- yargılarını mümkün olana vermesi ve sahip olduklarından tatmin olması gerekir. Demokritos, bayramların ve kutlamaların neşe ve rahatlama için gerekli olduğunu düşündüğü için zaman zaman savurganlığı onayladı. Eğitimi en soylu uğraşlar olarak görüyordu, ancak anlamsız öğrenmenin hataya yol açtığı konusunda da uyardı.

Matematik

Demokritos aynı zamanda özellikle matematik ve geometrinin öncülerindendi. Democritus'un tüm çalışmaları Orta Çağ'da hayatta kalamadığı için, bunu yalnızca diğer yazılarındaki eserlerinden (Sayılar Üzerine [On Numbers], Geometrikler Üzerine [On Geometrics], Teğetler Üzerine [On Tangencies], Dönüşüm Üzerine [On Mapping] ve İrrasyoneller Üzerine [On Irrationals] başlıklı) alıntılarından biliyoruz.

Arşimet'e göre  Demokritos, aynı taban alanı ve yüksekliğe sahip bir koni ve piramidin sırasıyla bir silindir veya prizmanın hacminin üçte birine sahip olduğunu ilk gözlemleyenler arasındadır. Arşimet, Demokritos'un bu ifadenin herhangi bir kanıtını sunmadığını, bunun Cnidus'lu Eudoxus tarafından sağlandığını belirtti.

Ayrıca Plutarch (Plut. De Comm. 39) Demokritos'un şu soruyu gündeme getirdiğini belirtmiştir: Eğer tabana paralel bir düzlem bir koniyi keserse, kesitin ve koninin tabanının yüzeyleri eşit mi yoksa değil mi? Eşit iseler, koni bir silindir haline gelirken, eşit değilse, koni girintiler veya adımlarla "düzensiz bir koni" haline gelir. Bu soru matematik yoluyla kolayca çözülebilir ve bu nedenle Demokritos'un sonsuz küçüklerin ve integral hesabın öncüsü olarak düşünülebileceği öne sürülmüştür.

Antropoloji, biyoloji ve kozmoloji

Doğa üzerine yaptığı çalışmalar konularla ilgili, İnsanın Doğası Üzerine [On the Nature of Man], Vücut Üzerine [On Flesh] (iki kitap), Akıl Üzerine [On Mind], Duyular Üzerine [On the Senses], Tatlar Üzerine [On Flavors], Renkler Üzerine [On Colors], Tohumlar ve Bitkiler ile Meyvelerle İlgili Nedenler [Causes concerned with Seeds and Plants and Fruits] ve Hayvanlarla İlgili Nedenler [Causes concerned with Animals] (üç kitap) kitaplarından alıntılarla bilinir. Hayatının çoğunu deneyerek ve bitkilerle mineralleri inceleyerek geçirdi ve birçok bilimsel konu üzerine uzun uzun yazılar yazdı. Demokritos, ilk insanların anarşik ve hayvani bir yaşam sürdüklerini, tek tek yiyecek aramaya çıktıklarını ve en lezzetli otlarla ve ağaçlarda yabani olarak yetişen meyvelerle hayatta kaldıklarını düşünüyordu. Vahşi hayvan korkusuyla birlikte toplumlara sürüldüklerini söyledi. Bu ilk insanların dili olmadığına, ancak yavaş yavaş kendilerini ifade etmeye başladıklarına, her tür nesne için semboller oluşturmaya başladıklarına ve bu şekilde birbirlerini anlamaya başladıklarına inanıyordu. İlk insanların zahmetli bir şekilde yaşadıklarını, yaşamın hiçbir faydasına sahip olmadığını; giyim, barınma, ateş, evcilleştirme ve çiftçilik gibi şeylerin onlar tarafından bilinmediğini söylüyordu. Demokritos, insanlığın erken dönemini deneme yanılma yoluyla öğrenme dönemi olarak sunar ve her adımın yavaş yavaş daha fazla keşfe yol açtığını söyler; kışın mağaralara sığındılar, korunabilecek meyveleri depoladılar ve sağduyu ile aklın keskinliği sayesinde her yeni fikrin üzerine inşa etmeye başladılar.

Demokritos, aslında evrenin başlangıçta, daha büyük birimler oluşturmak için çarpışana kadar (dünya ve üzerindeki her şey dahil) kaos içinde çalkalanan küçük atomlardan başka hiçbir şeyden oluşmadığını savundu. Bazıları büyüyen, bazıları çürüyen birçok dünya olduğunu tahmin etti; bazıları ne güneş ne de ay olan, bazıları ise birkaç taneye sahip olan. Her dünyanın bir başlangıcı ve sonu olduğunu ve bir dünyanın başka bir dünyayla çarpışarak yok edilebileceğini savundu.

Diğer atomistler gibi, Demokritos da Düz Dünya'ya inanıyordu ve onun küreselliğiyle ilgili argümanlara meydan okudu.

Yirminci yüzyıl değerlendirmeleri

Bertrand Russell'a göre, Leucippus ve Democritus'un bakış açısı "dikkate değer ölçüde modern biliminkine benziyordu ve Yunan spekülasyonunun eğilimli olduğu hataların çoğundan kaçınıyordu".

Karl R. Popper, Demokritos'un rasyonalizmine, hümanizmine ve özgürlük sevgisine hayran kaldı ve Demokritos'un diğer vatandaş Protagoras ile birlikte "insan kurumları dil, gelenek ve hukuk'un tabu değil, insan yapımı, doğal değil, geleneksel olduğu doktrini formüle etti, aynı zamanda onlardan sorumlu olduğumuz konusunda ısrar etti."

Çalışmaları

Demokritos'un yazılarının hiçbiri günümüze kadar ulaşmadı; onun engin eserlerinden sadece parçalar bilinmektedir.

Etik

Pythagoras

On the Disposition of the Wise Man

On the Things in Hades

Tritogenia

On Manliness or On Virtue

The Horn of Amaltheia

On Contentment

Ethical Commentaries

Doğa bilimleri

The Great World-ordering (Leucippus tarafından yazılmış olabilir)

Cosmography

On the Planets

On Nature

On the Nature of Man or On Flesh (iki kitap)

On the Mind

On the Senses

On Flavours

On Colours

On Different Shapes

On Changing Shape

Buttresses

On Images

On Logic (üç kitap)

Doğa

Heavenly Causes

Atmospheric Causes

Terrestrial Causes

Causes Concerned with Fire and Things in Fire

Causes Concerned with Sounds

Causes Concerned with Seeds and Plants and Fruits

Causes Concerned with Animals (üç kitap)

Miscellaneous Causes

On Magnets

Matematik

On Different Angles or On contact of Circles and Spheres

On Geometry

Geometry

Numbers

On Irrational Lines and Solids (iki kitap)

Planispheres

On the Great Year or Astronomy (bir takvim)

Contest of the Waterclock

Description of the Heavens

Geography

Description of the Poles

Description of Rays of Light

Edebiyat

On the Rhythms and Harmony

On Poetry

On the Beauty of Verses

On Euphonious and Harsh-sounding Letters

On Homer

On Song

On Verbs

Names

Teknik çalışmalar

Prognosis

On Diet

Medical Judgment

Causes Concerning Appropriate and Inappropriate Occasions

On Farming

On Painting

Tactics

Fighting in Armor

Yorumlar

On the Sacred Writings of Babylon

On Those in Meroe

Circumnavigation of the Ocean

On History

Chaldaean Account

Phrygian Account

On Fever and Coughing Sicknesses

Legal Causes

Problems

Adını ondan alan kurumlar

Trakya Demokritos Üniversitesi

Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi "DEMOKRITOS"

Nümizmatik

Demokritos, aşağıdaki çağdaş madeni paralar/banknotlar üzerinde tasvir edilmiştir:

1976-2001 Yunan 10 drahmi madalyonunun arka yüzü.

1967-1978 Yunan 100 drahmi banknotunun ön yüzü.

30 Kasım 2021

Sigmund Freud

Sigmund Freud (Almanca telaffuz: [ˈziːkmʊnt ˈfʁɔʏt]; 6 Mayıs 1856 - 23 Eylül 1939), psikolojinin en önemli alt dallarından biri olan psikanaliz biliminin kurucusu olan Avusturya doğumlu Yahudi nörolog. Psikanaliz, hasta ile psikanalist arasında gerçekleşen diyalog yoluyla psikopatolojik vakaları tedavi etmekte kullanılan klinik yöntemidir. Hastaların zihinsel süreçlerinin bilinç dışı unsurlarla olan bağlantılarını ortaya çıkarmaya çalışır. Freud'a göre, bilinçdışına itimler yaşantıların kendileri değil, anıları üzerinde gerçekleşirler. Ancak, söz konusu istekler gerçeğe dönüştürüldüğünde, daha doğrusu doyurulduğunda karşılaşılacak üzüntü ve pişmanlık duygusundan kaçınılmaktadır.

Freud, Avusturya İmparatorluğu'nun Moravya'ya bağlı Freiberg kasabasında Aşkenaz Yahudisi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1881'de Viyana Üniversitesi'nden tıp doktoru sıfatıyla mezun oldu. 1885'te habilitasyonunu tamamladıktan sonra nöropatoloji doçenti olarak atandı ve 1902'de profesör oldu. Hayatının neredeyse tamamını Viyana'da geçiren Freud, 1886'da klinik çalışmalarını da bu şehirde başlattı. 1938'de Nazi tehdidi yüzünden Avusturya'yı terk etti ve 1939'da İngiltere'de sürgündeyken hayatını kaybetti.

Psikanaliz kuramını oluştururken Freud, serbest çağrışımın kullanılması ve çözümlemelerde aktarım sürecinin anahtar olarak ele alınması gibi tedavi yöntemleri geliştirirdi. Cinselliği yeniden tanımlarken çocukluk süreçlerini de buna dahil ettiği Oidipus kompleksi kavramını psikanalitiğin merkezine yerleştirdi. Rüyaları arzu tatmin yeri kabul ederek hastalarının semptom oluşumlarına ve bastırılmış duygularına dair bulguları rüyaları inceleyerek elde etti. Bu durumu temel aldığı bilinç dışı teorisinde id, ego ve süperegoyu içeren bir psişik yapı modeli ortaya koydu. Bunların yanı sıra Freud, zihinsel süreçleri etkileyen ve erotik bağlar kuran cinselleştirilmiş dürtü enerjisi libidonun tanımını yaptı. Ortaya koyduğu bir diğer kavram olan ölüm içgüdüsünü ise zorlayıcı tekrarlama, nefret, saldırganlık ve nevrotik suçluluğun kaynağı olarak açıkladı. Kariyerinin ilerleyen yıllarındaki çalışmalarında ise din ve kültüre dair geniş kapsamlı yorumlar ve eleştiriler yayımladı.

Teşhis ve klinik uygulamalarda kullanımı genel olarak azalan psikanaliz; psikoloji, psikiyatri ve psikoterapi ile beşeri bilimlerin genelinde etkili olmaya devam etmektedir. Hâlen süren etkisi sebebiyle tedavideki işlevi, bilimsel konumu ve feminizme katkı sağladığı ya da zarar verdiği gibi konularda kapsamlı ve yüksek sesli tartışmalara yol açmaktadır. Bununla birlikte Freud'un çalışmaları çağdaş Batı felsefesini ve popüler kültürünü etkiledi. 1940'da kaleme aldığı mersiyede W. H. Auden, Freud'un "farklı yaşamları etkileyen bütün bir düşünce iklimi" yarattığını ifade etti.

Hayatı

Orta hâlli bir Yahudi yün tüccarının, kırk yaşındayken, kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla yaptığı ikinci evliliğinden dünyaya geldi. Ekonomik bunalımdan dolayı ailesi Viyana'ya yerleşmek zorunda kaldığında, Freud henüz 4 yaşındaydı. 1938 yılına kadar burada yaşadı.

Lisede Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenirken kendi çabalarıyla İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrendi. Başarılı bir öğrenciydi. Goethe'nın yapıtlarından etkilenerek, başlangıçta istemediği halde, tıp okumaya karar verdi.

Üniversite yıllarında Yahudi düşmanlığıyla karşılaştı, okuldaki arkadaş çevresinden dışlandı. 1876 yılında fizyolojist Brücke'nin laboratuvarına girdi, burada anatomopatoloji ve insan sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı. 1881'de tıp öğrenimini bitirdi. 1883'te dönemin ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert'in yönetiminde psikaytri kliniğinde asistan olarak çalışmaya başladı. 1884 yılında kokain üzerine bir inceleme yapmakla görevlendirildi. 1884'te kokainin analjezik özelliklerini keşfetti, anestezik niteliklerini ise sezinledi. (Yaşamım ve Psikanaliz adlı yapıtında kokainin anestezik niteliklerini aslında bildiğini, yalnız tıp çalışmalarını bıraktığından dolayı bunların başkaları tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürer.)

Aldığı bir bursla 1885'te Paris'e gitti, Salpêtriê Hastanesi'nde, Jean Martin Charcot'nun yanında staja başladı. Burada histerinin belirtilerini, hipnotizma ve telkinin etkilerini gözlemledi. Charcot'dan çok etkilendi (Yaşamım ve Psikanaliz 'de Charcot'ya ne kadar düşkün olduğu görülür). Charcot'nun konferanslarını Almancaya çevirdi ve 1886'da yayımladı.

1886'da Paris'ten ayrılarak Berlin'e gitti. Burada çocuk nöropatolojisiyle ilgilendi. Viyana'ya dönerek özel hekimliğe başladı. 1886 ekim ayında 4 yıldır nişanlı olduğu Martha Bernays ile evlendi. Sinir hastalıkları ve histeri şikayetiyle kendisine başvuranlar üzerinde dönemin ünlü tedavi yöntemlerini, elektroterapi ve hipnotizmayı uyguladı. 1887'de Dr. Bernheim'in Telkin ve Telkinin Tedavideki Uygulamaları Üstüne adlı kitabını çevirdi.

Elizabet von R. adındaki bir kadın hasta kendisini serbest çağrışım yöntemine zorlayınca hipnozdan vazgeçti. 1892 - 1895 yılları arasında Charcot'nun Salı Günü Dersleri adlı kitabının çevirisini, savunma psikonevrozları üzerine bir makaleyi ve saplantılar ve fobiler üzerine başka bir makaleyi Breuer ile ortaklaşa hazırladı. Ancak tıp çevrelerince Histeri Üzerine İncelemeler hoş karşılanmadı. Bu yapıtta psikanalizin temel ilkelerine rastlanır.

1896 yılında babasının ölümü üzerine derin bir bunalıma girdi ve sistematik olarak kendini çözümlemeye başladı. Yine aynı yıl Breuer'le nevrozların cinsel açıdan açıklanması konusunda ters düşerek yollarını ayırdı. Histerinin cinsel etiyolojisi üzerine verdiği bir konferans skandala yol açtı. Bu dönemde W. Fliess'le yazışmaları, özçözümleme süreci, hayatı üzerinde önemli etkiler yarattı. (Bu yazışmaları Freud'un ölümünden sonra eşi ve kızı tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Freud psikanalize özel hayatını karıştırmak istemediğinden, kişisel kayıtlar bırakmamış, birçok yazışma ve mektubunu ölümünden önce yakmıştır.) Hayatının 10 yıl süren bu döneminde, Freud hem yandaş, hem öğrenci bakımından yalnız kaldı. Kendini hastaların tedavisine ve psikanalizin yaratılmasına yoğunlaştırdı. Bu sürecin sonucu olarak 1897'de Oedipus Kompleksi, 1900'de Düşlerin Yorumu (iki cilt) adlı eserler ortaya çıktı.

1908'te Viyana Psikanaliz Derneği kuruldu. Bu olay, Freud için bir dönüm noktasıydı, Yaşamım ve Psikanaliz kitabında buna büyük yer verdi. Ancak bu tarihten önce bile Freud'un çevresinde çözümlemenin giderek kurumlaştığı görülür. 1902'den sonra "Çarşamba Günleri Psikoloji Derneği", adı altında başta P. Federn, O. Rank, W. Stekel ve Alfred Adler olmak üzere, Freud'un ilk yandaşları bir araya toplandılar. 1904'te E. Bleuer'le yazışmaya başladı. 1907'de Bleuer'in asistanı Carl Gustav Jung tarafından ziyaret edilir. Jung aynı yıl Zürih'te Freud Derneği'ni kurdu. Bu Freud için büyük bir başarıydı, zira psikanaliz artık ülke sınırlarının dışına çıkmıştı. Takip eden yıllarda Jung, 1. Psikanaliz Kongresi'ne katıldı ve psikanaliz üzerine konferanslar vermek üzere Freud ile birlikte ABD'ye yolculuk etti. Freud, 1910 - 1920 yıllarında Psikanaliz Üzerine, Bir Paranoya Vakası Özyaşam Öyküsü Üzerine Psikoanalitik Gözlemler: Başkan Screber, Totem ve Tabu, Narsizmin İncelenmesine Giriş, Yas ve Melankoli adlı eserleri yayımladı. Amerikan sineması (Hollywood) Freud’u ve psikanalizi çok sevdi. Samuel Goldwyn 1924 sonbaharında Viyana’ya giderek Freud’u buldu. Tasarladığı şey, Hollywood’da “psikoanaliz çalışmalarını ticarileştirmesi ve beyazperdeye uygun bir öykü yazması” için yüzbin dolar önermekti. Freud bu teklifi reddetti. Ancak, densiz ve çıkarcı Hollywood patronları psikanaliz konulu ya da “delilik” üzerine yazılan senaryolarla büyük paralar kazandılar. Sinema endüstrisindesu gibi akan paranın büyük bir miktarı, Freud’un cebine olmasa bile Freudcu ceplere aktı.

1923'te kendisine üstçene ve damak kanseri tanısı kondu. İzleyen yıllarda 33 kez ameliyat oldu. Sürekli protez takması gerektiğinden dolayı uzun yıllar konuşma ve yemek yeme sıkıntısı çekti. 1938'de Naziler'in Viyana'ya girmesiyle birlikte en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya'yı terk etmek zorunda kalarak Londra'ya yerleşti. Ölümüne dek tedavi ve çalışmalarına burada devam etti.

Freud, prensipleri gereği kişisel hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamış, hepsini yakmıştır. Bu nedenle, Freud'a dair ilk ve en kapsamlı bilgiler ilk olarak yakın dostu İngiliz psikaytr Ernest Jones'un 1953'te yayımlanan üç ciltlik Sigmund Freud'un Yaşamı ve Yapıtları adlı kitabıyla ortaya çıkarıldı.

Freud’un psikanalitik açıdan öne sürdüğü yıkımlar doğum, cinsellik, kastrasyon, Oidipus kompleksi, narsisizm, yas, ölüm dürtüsü gibi birçok biçim alacak ve çeşitli adlarla anılacaktır. Freud’un çalışmalarındaki başlangıç noktası, ancak sansürlenmiş geçmişle yaşanabileceğidir; modern insanların kendi geçmişlerinin mağdurları oldukları kadar mimarları da olduğunu ileri sürerken “iyileşmek isteriz, ama acı çekmeye bayılırız; hazzın kaynağı acının da kaynağıdır, eğer biri bizi tatmin edebiliyorsa hüsrana da uğratabilir” görüşünü vurgulamıştır. Rekabet ve hırs, kayıp ve sefaletle ayrılmaz bir biçimde bağlıdır. Hırsın nedenlere ve gerekçeleri çocukluğun felaketlerindedir.  Modern birey hem çevresinden hem de arzularından gelen uyaranlara aşırı derecede maruz kalmıştır ve kendisinden ya da diğer insanlardan soyutlanmadan, kendisine ya da diğer insanlara yabancılaşmadan yalıtılmak için durmadan savaşmaktadır. Çocuk, yeni doğan kardeşini işgalci ve rakip olarak etiketler; yalnızca emzirilme dönemindeki bir bebek değil, annenin ilgisinin yoğunlaştığı bir nesnedir. Tahttan indirildiğini, elindekilerin çalındığını, haklarının zarar gördüğünü hisseder. Kardeşine nefret duyar, sadakatsiz anneye kin besler. Freud, kardeşine karşı gelişen bu tür duygularını (kayıplarını) iyileştirme yolu olarak “öğrenmeyi (eğitimi)” seçerken, babasının kendisi için söylediği “bu çocuk hiçbir zaman adam olmayacak” sözlerini “hırsına korkunç bir hakaret olarak” değerlendirmiştir.  Babasıyla ilgili düş kırıklığı onu “entelektüel bir baba” arayışına yönelttiği görülür; çevresindeki erkek dostlarında aradığı özellik “babasına benzememeleri” idi. İnsanlar çocuk sahibi olduklarında kendi çocukluklarını ve kendi anne babalarından gördüklerini ya da görmedikleri anne babalığı anımsarlar.

Freud’un tıp okuma kararındaki en etkili etmen “bilgi açlığı” idi; öğrenmeyi ve öğretmeyi, çoğu zaman yardım ve tedavi etmekten çok daha keyifli buluyordu. En çok sevdiği ilkesi ise zorunluluğu zevke dönüştürmekti. Freud'a göre, modern insanlar, yaradılış ve kültür yapıları nedeniyle ütopyacıdır; ne kadar çok acı çekerlerse çeksinler hep daha iyi bir geleceğe inanarak yaşarlar. Oysa, uygarlaşma süreci ne kadar olanak tanıyıcı olsa da her zaman baskıcıdır. Bireyin devlet için kabul edilemez parçalarını ve versiyonlarını seçip ayırır, bireyi kendine uyduramadığı yanlarıyla çaresiz ortada bırakır. Geçmişten geleceği kurtarmak mümkünse eğer, bunun nasıl bir gelecek olduğu bilinmez; modern insanlar kendi gelişimleriyle ilgili çelişik duyguları olan tek hayvandır, büyümeye can atarlar, ancak büyümekten nefret de ederler.

Eserleri

Zur Psychopat¬hologie des Alltagslebens (Günlük Yaşa¬mın Psikopatolojisi)

Die Traumdeutung (Düşlerin Yorumu)

Über Psychoanaly¬se (Psikanaliz Üzerine Beş Ders)

Totem und Tabu (Totem ve Tabu)

Zur Einführung des Narzissmus (Narsisizmin İncelenmesine Giriş)

Unbehagen in der Kultur (Uygarlı¬ğın Huzursuzluğu)

Jenseits des Lustprinzips Das Ich und das Es (Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd)

Der Mann Moses und die monotheistische Religion (Musa ve Tektanrıcılık)

Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme, 1905

Der Witz und seine Beziehung zum Unbewussten, Espiriler ve Bilinçdışı'yla İlişkisi, 1905

Psychoanalytische Bemerkungen über einen autobiographisch beschriebenen Fall von Paranoia / Der Fall Daniel Paul Schreber, (Bir otobiyografik paranoya vakasında psikanalitik yorumlar/Dava Daniel Paul Schreber), 1910/11

Psikanalizin Tarihçesi, 1914

Psikanalize Giriş Dersleri, 1917

Yaşamım ve Psikanaliz, 1925

Tutukluk, Semtom ve Korku, 1926

Bir Yanılsamanın Geleceği, 1927

Kültür İçindeki Huzursuzluk, 1930

Psikanaliz ve Uygulama

Psikanaliz Üzerine

Olgu öyküleri

Histeri ile Mücadele

Hayat kronolojisi

1856 6 Mayıs. Musevi bir ailenin çocuğu olarak Moravya'da Freiberg'de (bugün: Příbor) doğar.

1860 Aile Viyana'ya yerleşir.

1865 İlkokula girer.

1873 Viyana Üniversitesine tıp öğrencisi olarak girer.

1876-82 Viyana'da Fizyoloji Enstitüsünde Brücke'nin yanında çalışır.

1877 İlk yayınlar: anatomi ve fizyoloji üzerine makaleler

1881 Tıp doktoru olarak mezun olur

1882 Martha Bernays ile nişanlanma

1882-5 Viyana Genel Hastanesinde çalışma, beyin anatomisi üzerinde yoğunlaşma: pek çok yayın

1884-7 Kokainin klinik kullanımı üzerine araştırmalar

1885 Nöropataloji Privatdozent'i (üniversite hocası) olarak atanma

1886 Martha Bernays'la evlenme. Viyana'da sinir hastalıkları üzerine özel muayenehane açış.

1886-93 Viyana'da Kassowitz Enstitüsünde nöroloji üzerine, özellikle çocuklardaki beyin felçleri üzerine sürekli çalışma ve pek çok yayın

1887 En büyük kızının doğumu (Mathilde)

1887-1902 Berlin'deki Wilhelm Fliess'le arkadaşlık ve yazışma. Freud'dun, bu dönemde, ona yazdığı ve ölümünden sonra, 1950'de yayımlanan mektupları görüşlerinin gelişimine pek çok ışık tutmuştur.

1887 Uygulamalarında hipnotik telkini kullanmaya başlar

1888 (yak) Histerinin katartik sağaltımında hipnozu kullanarak, Breuer'i izlemeye başlar. Giderek hipnozu bırakır ve onun yerine serbest çağrışımı geçirir.

1889 Telkin tekniğini incelemek üzere, Nancy'de Bernheim'ı ziyaret eder. En büyük oğlunun doğumu (Martin)

1891 Afazi üzerine monografi.

1892 En küçük oğlunun doğumu (Ernst).

1893-8 Histeri, obsesyonlar ve anksiyete üzerine araştırma ve kısa makaleler.

1895 Breuer ile birlikte, Histeri Üzerine Çalışmalar; olgu öyküleri ve Freud'un kendi tekniği betimlemesi.

1893-6 Freud'la Breuer arasında giderek artan görüş ayrılığı. Freud, savunma ve bastırma kavramlarını ve de nevrozun, ego ile libido arasında bir çatışmanın sonucu olduğunu getirir.

1895 Bilimsel bir ruh bilim projesi: Freud'un Fliess'e mektupları arasında bulunur ve ilk kez 1950'de basılmıştır. Ruhbilimi nöroloji terimleri ile anlatmak için başarısız bir girişim, ama Freud'un daha sonraki çoğu kuramının habercisidir.

1896 Ruh çözümleme teriminin ortaya çıkışı. Babasının ölümü (80 yaşında).

1897 Freud'un öz-çözümlemesi; yaralanma kuramının terk edilmesine ve çocuksu cinsellik ve Oediepus karmaşasının benimsenmesine yol açmıştır.

1900 Düşlerin Yorumu. Son bölümünde, Freud'un zihinsel süreçler, bilinçdışı ve haz ilkesinin üstünlüğü üzerine tüm görüşleri ilk kez özetlenir.

1901 Günlük Yaşamın Psikopatolojisi. Bu, düşler hakkındaki kitapla birlikte, Freud'un kuramlarının, yalnızca patolojik durumlara değil normal zihinsel yaşama da uygulandığını ortaya koyar.

1902 Professor Extraordinarius atanır.

1905 Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme: İnsanoğlunda, cinsel içgüdünün gelişiminin, bebeklikten erişkinliğe dek ilk kez izlenişi.

1906 (yak) C.G. Jung ruh çözümlemeye katılır.

1908 Ruhçözümleyicilerin ilk uluslararası toplantısı (Salzburg'da).

1909 Freud ve Jung konferans vermek üzere ABD'ye çağrılırlar. Bir çocuğun ilk çözümlemesinin olgu öyküsü (küçük Hans beş yaşında) daha önce, erişkinlerin çözümlemesinden çıkarılmış olan sonuçların, özellikle de bebeklik cinselliği ile Oediepus ve iğdiş edilme karmaşasına ilişkin olanların desteklenmesi.

1910 (yak) Narsisizm kuramının ilk ortaya çıkışı.

1911-15 Ruh çözümleme tekniği üzerine makaleler.

1911 Alfred Adler'in ayrılışı. Ruh çözümleme kuramlarının psikolojik bir olguya, Dr. Schreber'in öz yaşam öyküsüne uyarlanması.

1912-13 Totem ve Tabu: Ruh çözümlemenin, antropolojik malzemeye uyarlanması.

1914 Jung'un ayrılışı. Ruhçözümsel Devinimin Tarihi Üzerine. Adler ve jung hakkında polemik yapılan bir kesimi de içerir. Son büyük olgu öyküsünü, Kurt Adamı yazar. (1918'e dek yayınlanmamıştır).

1915 Günümüze yalnızca beş tanesi gelmiş temel kuramsal sorularla ilgili on iki metapsikolojik makaleden oluşan dizi.

1915-17 Giriş Konferansları: Freud'un görüşlerinin birinci Dünya Savaşı'na kadarki durumunun kapsamlı genel bir değerlendirmesi.

1919 Narsisizm kuramının savaş nevrozlarına uygulanması. İkinci kızının ölümü.

1920 Haz İlkesinin ötesinde: yineleme takıntısı ve ölüm içgüdüsü kuramının ilk kez açık olarak tanıtılması.

1921 Grup Ruhbilimi. Egonun sistematik bir çözümsel incelenmesinin başlangıcı.

1923 Ego ve İd. Bir id, bir ego ve bir de süperegoya bölünmesiyle aklın yapı ve işleyişinin büyük ölçüde düzeltilmiş tanımı. Kanser hastalığının ortaya çıkışı.

1925 Kadınların cinsel gelişimi üzerine düzeltilmiş görüşler.

1926 Ketvurmalar, Belirtiler ve Anksiyete. Anksiyete sorunu üzerine düzeltilmiş görüşler.

1927 Bir yanılsamanın geleceği. Bir din tartışması: Freud'un geriye kalan yıllarının çoğunu adadığı bir dizi toplum bilimsel çalışmanın birincisi.

1930 Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları. Bu, Freud'un yıkıcı iç güdüler (ki ölüm iç güdüsünün bir görünümü sayılmıştır) üzerine ilk kapsamlı çalışmasını içerir. Freud, Frankfurt kenti tarafından Goethe ödülü ile ödüllendirilir.

1933 Hitler Almanya'da güç kazanır. Freud'un kitapları Berlin'de halk önünde Naziler tarafından yakılır.

1934-8 Musa ve Tek Tanrıcılık. Freud'un yaşarken yayımlanan son kitabı.

1938 Hitler'in Avusturya'yı ilhakı. Freud, Londra'ya gitmek üzere, Viyana'yı terk eder. Ruhçözümlemenin Bir Taslağı. Ruh çözümlemenin son, bitmemiş ama köklü bir tanımı.

1939 23 Eylül, Londra'da ölümü.

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!